4 Ocak 2011 Salı

Stop Solidere...

 

Corniche in az ilerisinde, denizin hemen üzerinde, eskiden otel olduğu belli bir bina çıkıyor karşımıza. Burası Lübnan’ın savaş sonrasında yeniden dirilmesinde en önemli rolü oynayan ve halk tarafından çok sevilen eski başbakan Refik Haririnin katledildiği yermiş. Binanın bir yüzünde tüm cepheyi kaplayan bir afiş asılı. “STOP SOLIDERE” yazıyor üzerinde. Bir çeşit protesto olmalı diye düşünüyorum önce. Solidere Hariri’nin şirketlerinin adıymış. Beyrut da gözünüze güzel görünen ne kadar bina varsa Solidere yapmış. Bu sayede Refik Hariri yaşarken dünyanın en zengin 4. kişisi haline gelmiş. E bir yandan da başbakan.


 Birileri razı gelmemiş bu duruma. Sen koy 1 ton TNT yi otelin bir köşesine. Bir 14 Şubat günü adamcağız sizlere ömür. Şimdi otelin tam karşısındaki küçük meydanda bir heykeli el sallıyor gelip geçenlere. 

Tabi ben kültürü koruyacağım ya. Ülkenin hafızasını yazılı yazısız tarihini oluşturan belge niteliğindeki her şey korunmalı ya. Bu talihsiz olayın geçtiği mekanı hala o şekilde tutuyorlar diye önce memnun gülümsüyorum. Çünkü binanın etrafında süper lüks oteller, banka binaları, iş merkezleri ve yat limanındaki iri tekneler parıldıyor. 

Normalde görüntüyü kirleten bu binayı neden tutsunlar ki beş yıldır diye düşünüyorum. Helal olsun, ülkenin tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuş bu yeri tutuyorlar diyorum hala kendi kendime. Sonra otel de çalışanlara soruyorum. Beyrutlularla konuşuyorum ve öğreniyorum ki rant her yerde rant. Tarihle, geçmişe sahip çıkmakla falan alakası yok. Üstelik Beyrutluların böyle bir derdi de yok. Kendilerine geçmişte yaşanan zor zamanları hatırlatan her şeyden kurtulmak niyetindeler. Meğer binayı Solidere alıp restore etmek istermiş. Ama mülk sahibi aynı zamanda yat kulübünün de işletmecisi olan St. George şirketiymiş. Ve St. George, Solidere’nin kazandığı yeter!!! Birazda ben kazanayım demekteymiş “ SOLIDERE YI DURDURUN ” demekle. 

Bu resimde sol tarafda yuvarlak balkonlu yüksek bina Four Season Oteli
Beyrut Yat Limanına bakan gerçek 5 * lı oteller
          

Ve Beyrut'a vardık şükür...

Biliyorum biraz geç kaldım Beyrut'u anlatmakta. Ben sanıyordum ki her yerden bulurum bir internet. Akşamları anlatırım yapıp ettiklerimi. Hayır öyle olmuyormuş. Genelde yatağın yolu zor bulunuyormuş. 

Buyrun işte size resimlerle Beyrut ... Umarım sıkılmazsınız okurken. 

30 Aralık 2010/Cuma

7:30 da bizi Beyrut’a götürecek uçak için saat 5 gibi hava alanına vasıl olduk. Rehberi ben olmadığım yolculuklar benim için sanki film izlemekten farksız olduğu için, bünyeme bahşedilen sakinlikle filmi izlemeye başladım.

Havaalanın çıkışına şimşirden alanın adını yazmışlar
3 farklı otel var. Biz 5 yıldızlı olanını seçmişiz. Le Commodore  Otel. Kısa süre sonra anlıyorum ki 3 farklı “rehber” bizimle gelecek. Bizim grubumuzun rehberinin adı sms ile telefona geldi. Ama kendisi, ne havaalanındaki acenta bankosunda, ne de uçağa binmeyi beklerken gelip kendisini tanıştırmadı. Neyse sorun değil… Zaten umurumda da değil. En son bir grupla beraber, Halep’ e gittiğimde vaz geçmiştim bir Türk turist grubuna dahil olmaktan. 

Yaklaşık 2 saat sonra Beyrut Refic Hariri Havalimanına iniyoruz. Kapıda bizi bekleyen yerel rehberimizi takip ederek bulduk otobüsümüzü. Adettendir. Yarım gün şehir turu yapılıp, hem müşteri oyalanacak, hem de şehir de tur atılacak. Nitekim otel odaları saat 14:00 den önce hazır olmayacak. Hem bu arada extra turlar içinde mişteri yoklanacak.
Bavulları koyup otobüste bir koltuk bulmak için arkalara doğru ilerliyorum. Tam boş bir koltuğa oturmaya yeltenirken arkada oturan genç sarışın kadın el çantasını bir basket topunu çembere isabet ettirir gibi atıveriyor önüme. Belki yaptığından utanır diye,”yer mi tutuyorsunuz?” diyorum. Arkadaşlar geliyor da diyor. Yok!  Utanmanın ne olduğunu bilse, ufak bir özür cümlesi sarf eder insan. Allahım sen bana sabır ver ki dolamayayım o saçları elime… diyip geçiyorum en arka 6 koltuğa.

Havaalanı şehre çok uzak değil. En fazla yarım saat. Trafik bizdeki gibi onlarda da sorun. Fakat biz medeni Türklerin asla yapmadığı bir şeyi yapıyorlar trafikte. Kırmızı ışığa ve tıkanma sorununa tahammülleri yok. Hemen bası veriyorlar kornaya. Sürekli bir korna durumu var etrafta.

İlk Durak… Photo Stop for 10 minutes…


Güvercin kayası. Burası apaçık belli ki doğal bir oluşum. Yıllar içerisinde denizin içinden yükselen kayalara oyduğu bir delik var ortasında. Güvercinler bu oluşumların içine yuva yapınca da adı olmuş Pigeon Rocks. Şimdiye kadar gittiğim yerlerde gördüm bu denizden çıkı vermiş kayalardan. Bir tanesi Mallorca da. Bir diğeri bizim Şile de. Hani şu Türk filmlerinin romantik sahnelerinin deki arka fon… Ağlayan kayalar… Beyrut daki de güvercinlere yuva olmuş. Aha bak gördün mü? Ne kadar hoş diye ilk gelene burası gösteriliyor.

Hava kapalı ama ılık mı ılık. Zavallı yerel rehber 46 Türk ü yeniden otobüse bindirmek için çırpınıyor. Yerime oturur oturmaz, önümde ki koltukta oturan emekli asker görünüşlü arkadaşının yanına gelen ensesindeki yeleleri uzatmayı gençlik sayan olgun amcanın dediğini duyup bir la havle daha çekiyorum.
-          E ne var şimdi burada. Ben anlamadım. Bi bok yok… Hiç de beğenmedim !!!

Meslek gereği otobüsün en önünde oturmaya alışan ben, bu sefer otobüsü en arkadan izliyorum. Yer tutan sarışın ve avenesi, yerel acentenin elemanına yılbaşı gecesi için mekân sorup fiyat alıyorlar. Sesleri yüksek. Ne mikrofonda konuşan rehber, nede onlardan başka otobüste yolculuk yapanlar umurlarında. Verilen fiyatı pahalı bulup, fiyat veren çocuğunda komisyondan ne götürdüğünü yüksek sesle birbirlerine haykırıyorlar. Geri kalan bizlerde, ne kadar büyük ve zeki iş adamları !!! olduklarını anlıyoruz onlar haykırdıkça. Anlaşılan aynı otobüste olduğumuz müddetçe lahavle nin sonu gelmeyecek.

Corniche ...Piyasa  burda yapılır:))

Kıyıdan ilerliyoruz. Solumuzda Corniche dedikleri teras/yol, sağımızda sahil boyunca dizilmiş, yeni görünümlü gökdelen rezidanslar. Bize verilen bilgiye göre tamamı Arap sermayesi imiş.  Ve o yeni bitmiş rezidansların arasında kalan köhne eski Beyrut evleri. Genelde çoğunluğu müstakil konak niteliğinde. Kaderine terk edilmiş.
 
Bana neden Osmanlıca öğreniyorsun diyenlere ... Amaç bu değil di ama şu resimde gördüğünüz tabelayı okuyabiliyorum:)) Bu ne büyük mutluluk biliyomusunuz:) 

Bazı gezi kitaplarında denize olta sallamayı abesle iştigal olarak tarif eden hasiz yazarlara inat, ben sizi anlıyorum çünkü Türküm ..Devam edin anacım diyesim geliyor .


29 Aralık 2010 Çarşamba

Ön Çalışmalar...

Henüz bir günlük olan blog çalışmam ufak çaplı ses getirdi. Beni de kendime getirdi. Çünkü fark ettim ki bir benim birde çocuk bakmakla meşgul bir kaç arkadaşımın blogu yokmuş.

Meraklısını küçük bir not! Dün Serap'la koştura koştura aldığımız Gürcü olmayan şaraplardan G.Afrikalı KAYA isimli şişe beklemediğim kadar iyi çıktı

Anladım ki artık yurt dışı turundan dönerken, güzel şarap taşıma hengamesi tarih olabilir. Ekstra bir durum olmadıkça, yerli ve yabancı şarap Metro'dan alınır. Fiyatlar o kadar makul ki , çat kapı gittiğiniz misafirliklere eli boş arz-ı endam etmemek için 3-5 şişe alınıp evde bulundurulmasında fayda var . 

Konumuza geri dönecek olursak; 2011'i Beyrut sokaklarında karşılayacağımı söylemiştim. Lübnan ve Beyrut la ilgili küçük bilgileri de burada yazmak istedim. Gün olur da yolunuz düşerse aklınızda bulunsun diye...



Resmi Adı      :      Lübnan Cumhuriyeti           
Başkent        :       Beyrut
Nüfus           :        Yaklaşık 4 milyon
Dil               :         Arapça, İngilizce, Fransızca, Ermenice
                                 Yüz ölçümü    :     10.452 km2
Komşuları       :        Kuzey ve Doğusunda Suriye, Güney'inde İsrail,Batısında Akdeniz
İklim             :        Akdeniz İklimi, bildiğin yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı
Bayrak          :        Ortasındaki Sedir Ağacı Ülkenin amblemi. Lübnan Sediri (Cedrus libani) olarak bilinen ağacın ta kendisi. Dorystoechas_hastata mensubu rehber arkadaşlarımın yakından tanıdığı bir flora unsurudur

Lübnan Tarihinden Kısa Notlar
Osmanlı Beyrut'u(Kaynak: gizlenentarihimiz.blogspot.com)
  • Lübnan tarihi Fenikelilerle başlıyor. Fenikeliler bugün kullandığımız alfabeyi bulmuşlar. Hatta bugün Lübnan’daki bir kısım Hıristiyan topluluk kendilerine Arap yerine Fenikeli demeyi tercih ediyormuş. Sanırım alfabeyi bulmayı, Arap olmaktan daha asil buldukları için.
  • Osmanlı Lübnan'a Yavuz Selim Hanın Mısır Seferi sırasında ilk defa gelmiş. Filistin, Suriye, Mısır la birlikte Lübnan da Osmanlı sancağına katılmış. Bu seferde " Halife " sıfatını alan Sultan ın sancak yaptığı Lübnan tam 402 yıl Osmanlı toprağı olmuş.
  • Değişik zamanlardaki istilâ ve göçler, Haçlı Seferleri, iç çatışmalar, Dünya Savaşları, Fransız Mandası, günümüzdeki süper güçlerin Büyük Ortadoğu Projesi , küçük bir Ortadoğu ülkesi olan Lübnan’ın bu gün ki karmaşık nüfus yapısını oluşturmuş. Yaklaşık 400.000 Filistinli mülteci, kamplardayaşıyor.
  • Bugün Lübnan’da 7 ayrı ordu vardır; bunlar (50 bin kişilik) İsrail, (20 bin kişilik) Hıristiyan Falanjist, (12 bin kişilik) Lübnan, (30 bin kişilik) Suriye, (7 bin kişilik) Hür Lübnan, (15 bin kişilik) Filistinli gerillalar ve (7 bin kişilik) Amal ordularıdır. Ayrıca barış gücü de mevcuttur (1993). Dolayısıyla Lübnan her an patlamaya hazır bir barut fıçısı görünümündedir.
  • 1975’te başlayan iç savaştan bu yana silahlı çatışmalar, bu kadar fazla asker ve sivil teşkilatlar bulunması dolayısıyla zaman zaman artmış ve ateşsiz bir gün hemen hemen hiç geçmemiştir.